Nebevî Eğitimin İlkeleri: “ÖDÜLLENDİR!” (2)

613

(Kur’an Ve Sünnet’e Göre Çocuk Gelişiminde Ödül ve Ceza)

Talim ve terbiyede mükafat çeşitleri maddî ve manevi olmak üzere iki grupta incelenebilir. Maddi ödüller, muhatabın yaşına ve ihtiyacına göre oyuncaklar, yiyecek ya da giyecekler ve çeşitli hediyeler gibi farklı şekillerde yapılabilir. Her ne kadar maddi ödüller daha değerlidir gibi düşünülse de manevî/duygusal ödüllendirmeler daha tesirlidir. Zira iç tatmin oluşturan manevî ödüller muhatabın psikolojik gelişimi üzerinde daha olumlu sonuç verir ve geleceğe daha sağlıklı hazırlanmasına zemin oluşturur. Manevi ödüller üç başlık altında ele alınabilir:

Nebevî Eğitimin İlkeleri 1: Sevgi ve İlgi

Eğitim ve öğretimin temelinde sevgi ve onun hayata en büyük yansımalarından sayılan şefkat, ilgi ve merhamet vardır. Bunlar olmadan talim ve terbiyeden bahsetmek mümkün değildir. Sevmeyen ilgi duyamaz, şefkat gösteremez, muhatabına sabredemez ve eğitime kalbini koyamaz. İlgisi ve emeği olmayanın da kuru sevgisi, bir değer ifade etmez. Bunun için ilgiye, şefkate ve merhamete dönüşmüş sevgi en büyük duygusal ödüllerden birisidir.

Alemlere rahmet ve muallim olarak gönderilen Allah Resûlü’nün isimlerinden birisi de “el-Habîb”dir.1 Habîb, seven, sevilen, sevdiğini ifade eden ve sevdiren demektir. O’na özellikle bu adın verilmesi ve Kendisine Allah’a nisbetle “Habîbullah” denilmesi, O’nun tebliğ, irşad ve eğitim/öğretim yolunun tamamen sevgi, ilgi ve merhamet üzerine kurulu olduğunu açıkça gösterir. Şairin, “Muhabbetten, Muhammed oldu hasıl; Muhammed’siz, muhabbetten ne hasıl?” ifadesiyle, O’nun asıl cevherinin muhabbet olduğunu sezenler de muhabbet ödülünden talebelerini/evlatlarını mahrum bırakmazlar. (Bu mevzuda daha geniş malumat için sitemizdeki “Sev ve Şefkatli Ol!” adlı makaleye bakılabilir.)

Nebevî Eğitimin İlkeleri 2: İltifat, Dua ve Takdir

Talim terbiyede anne- babanın çocuklarına ya da öğretmenin talebelerine başarılarından dolayı iltifat etmesi, yerinde ve zamanında takdirlerini belirtmesi değerli birer ödüldür. Her talebenin/çocuğun övülecek bir kabiliyeti/davranışı mutlaka vardır. Anne-baba ve muallimler, yeri ve zamanı geldiğinde bunu görmeli ve takdir fırsatını kaçırmamalıdır. İyi davranışları takdir edilen kimseler, bu muameleden olumlu etkilenir ve motive olurlar. Aynı zamanda bu övgü, onları hem cesaretlendirir hem de iyiliklere yönlendirir.

Allah Resûlü çevresindeki talebelerine e arkadaşlarına karşı daima “takdir edici bir muallim” olmuş; talim ve terbiyeleriyle meşgul olduğu kimseleri sürekli salih amele ve güzel ahlaka teşvik ettiği gibi arkasından takip etmiş, onları duruşları, manevi kıvamları, ilme ve ibadet u taata karşı iştiyakları, hakkı temsil ve fedakarlıklarıyla vs.. takdir ve tebrik etmiştir. Bunun örnekleri o kadar çoktur ki hadis kaynaklarında “Fedâilu’s-Sahabe, Menâkıb, Menâkıbu’l-Ensâr” adlı müstakil bölümler meydana getirilmiştir. O’nun bu iltifat ve takdir ödülleri, ashab-ı kiramın talim ve terbiyesinde, şahsiyetlerinin oluşmasında ve abiliyetlerinin inkişafında ciddi rol oynamıştır. (Bu konuda daha geniş bilgi için sitemizdeki “Takdir Edici Yoldaş Olma Sünneti” makalemize bakınız.)

O, muhataplarında beğendiği güzel huy ve davranışları, dualarla birlikte takdir eder bir çeşit muhatabını ödüllendirirdi. Bir gün çocuk yaştaki Amr İbn-i Ahtab’dan su ister. O da bir bardak su getirir ve tam takdim edeceği sırada bardağın kenarında bir saç teli görür. Amr, onu dikkatlice alır ve öyle takdim eder. Suyu alan Allah Resûlü ise onun bu davranışını hem yanağını okşayarak hem de “Allah’ım onu daha da güzelleştir.” diye dua ederek metheder.2

Abdullah İbn-i Abbas ise O’nun kendisine yaptığı medh u senayı şöyle haber verir: “Bir gün Allah Resûlü’nün abdest alması için su hazırladım ve bekledim. Geldiğinde abdest suyunun hazır olduğunu görünce bundan çok memnun oldu ve ‘Bunu kim hazırladı?’ diye sordu. Kendisine “Abdullah hazırladı.” denilince döndü ve ‘Allah’ım! Bu çocuğu dinde fakih kıl.’3 Bu manevî ödülün de İbn Abbas’ı “Ümmetin en alimi ve Kur’an’ın tercümanı” ünvanını hak edecek noktaya ulaşmasında büyük bir katkısı vardır.

Yine bir defasında Hz. Ebû Hureyreyi sorduğu bir soru üzerine onu hem takdir eder hem de sorusunu şöyle cevaplar: Ebû Hureyre, “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet günü insanların Senin şefaatinle en mesut olacak kimse kimdir?” diye sorar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz onun ilme bu merakını şöyle medh u sena eder: “Ben de zaten senin ilme olan merakından dolayı bu konuda başkasının bana soru sormayacağını tahmin ediyordum. Kıyamet günü şefaatimle en mutlu olacak, insanlar, ihlasla gönülden ‘Lailahe illelllah/Allah’tan başka ilah yoktur’ diyenlerdir.4

Örneklerde görüldüğü üzere Allah Resûlü, karşılaştığı güzel davranışları ve kendisine duyulan yakınlık ve ilgiyi; ilme merakı, kendisine yapılan hizmetleri vs., dualarla takdir eder muhataplarını ödüllendirirdi. Böylece O, hem muhataplarını ilme, öğrenmeye motive eder hem de güzel davranışlarını pekiştirirdi.

Nebevî Eğitimin İlkeleri 3: Sarılma, Kucağa Alma

Manevî ödüllerden bir kısmı da hayatın akışı içerisinde gerek sevgi ve ilgimizi gösterdiğimiz gerekse çocukların gençlerin ruhuna onları çok sevdiğimizi ve düşündüğümüzü ifade ettiğimiz yakınlık davranışlarıdır. Genel olarak, mesela “Aferin!” deyip tebrik etme, sarılma, öpme başını okşama, kucağına alma, omuzlarına dokunma, elinden tutma, alkışlama vb. gibi davranışlardır.

Allah Resûlü, çocuklara çok yakın davranır; onları kucağına alır, öper, dizine oturtur, başlarını ve yanaklarını okşar, onlarla vakit geçirirdi. Bir taraftan onların aklına hitap ettiği kadar duygularına da hitap eder, fiziksel temasla onlarla duygusal bağlantı da kurar, sözleriyle gönüllere yerleşir ve davranışları üzerinde tesirli olurdu. Böylece onları ödüllendirir ve istenilen davranışı pekiştirirdi. Zira eğitim esnasında fiziki temas/bu şekil bir ödüllendirme beden dilinin önemli bir unsurudur. Bir çocuğun başını okşama, onunla musafaha yapma ve onu bağrına basma vs. gibi davranışlar/ödüller çoğu zaman söylenen söz ve yapılan nasihatlerin tesirini daha da katlar. Bu ödüller çocukların hayatında unutamayacağı mükafatlardır. (Bu mevzuda daha geniş bilgi ve örnekler için sitemizdeki “Yakınlığını Davranışa Dönüştür!” adlı makaleye bakılabilir.)

Allah Resûlü, kalplerini İslam’a ısındırmak hatta Müslüman olduktan sonra bile imanlarını ve salih amelde devamlarını pekiştirmek için de ödüllendirme yöntemini kullanmıştır. Kur’ân’da müellefe-i kulub olarak isimlendirilen bu sınıfa zekât verilebileceği de açıkça belirtilmiştir. Bu yönüyle zekât, bir ödül gibi insanlığın hidayetine giden yolda -ihtiyaç sahibi olsun ya da olmasın- bir teşvik ve pekiştirme vesilesi olarak kullanılmıştır. Mesela Safvân b. Ümeyye şöyle der: “Resûlullah Huneyn savaşı sonrasında dağıtılan ganimet mallarından bana da bol bol pay verdi. O, insanlar arasında en sevmediğim kimse idi. Fakat bana mal vermeye devam ettikçe sonunda insanlar arasında en sevdiğim kişi hâline geldi.”5

Allah Resûlü câhiliye inanç ve alışkanlıklarından yeni kurtulan ya da kurtulmaya çalışan Kureyşlilerin maddi ödüllerle kalplerini yumuşatıyor, İslâm’ı benimsemelerini kolaylaştırıyor, Müslüman olurlarsa ya da olmuşlarsa onları ödüllendiriyordu. Hem başkalarını Müslüman

olmaya özendiriyor hem de İslam’a girenlerin inancını pekiştiriyor bağlılıklarını güçlendiriyordu. Bunun için Huneyn savaşında elde edilen ganimeti büyük bir oranda Ensar ve muhacirlere değil daha yeni Müslüman olan kimseler arasında dağıtmıştı. Allah Resûlünün lider konumunda bulunan nüfuz sahibi bu kimselere bir nevi ödül olarak dağıttığı mallar sayesinde onların kavimleri de İslam’a ısınmış ve Müslüman olmuşlardı. Ebû Süfyan ve oğulları, Safvan İbn Ümeyye, Hakîm İbn Hizam, Süheyl İbn Amr, Akra’ İbn Hâbis, Abbas İbn Mirdâs ve Mâlik İbn Avf bunlardan bazılarıydı. Nitekim bunların hepsi de bu süreçten sonra samimi Müslüman olmuş ve İslâm’a hizmet etmişlerdi.

Sonuç

-Ödül, muhatapta olumlu bir davranışı oluşturmak ve pekiştirmek için kullanılan etkili bir tekniktir.

-Ödüllendirme, abartıya kaçmadan doğru yer ve zamanda yapılmalı, olumlu istek ve davranışların pekiştirilmesinde bir vesile olarak kullanılmalıdır. Bu şekilde kullanıldığında faydalı olan bu yöntem sık sık başvurulan bir yol olursa müspet anlamdaki etkisi kırılır; faydalıyken zararlı hale gelebilir.

-Abartılı ödüller ya da ödüllendirmede ifrat muhatabı şımartır ve doyumsuz hale getirir. Ödüle boğulan ve adeta ödül için sorumluluklarını yerine getiren çocuklara daha sonra verilecek en pahalı hediyeler, ödül ve oyuncaklar da onları tatmin etmez.

-Ödül ille de maddi bir obje olarak düşünülmemeli bazen muhataba gülümsemek, bir işi başardığında aferin demek, takdir ve dua etmek de çoğu zaman yeterlidir.

-Ödülün motive edişi ve olumlu tesirleri her yaş için geçerlidir. Ancak ödüllendirmede, hayatın öğrenildiği ve pek çok tecrübenin kazanıldığı ilk 10 yıl daha değerlidir. Bilhassa bu dönemde maddi ödüller/hediyeler değil manevi/duygusal ödüller daha etkili ve daha önemlidir.

-Ödüllendirmek kadar ödülün niteliği de önemlidir. Niteliksiz ödüller fayda yerine zarar da verebilir. Bu anlamda ödül, muhatabın ihtiyacına cevap vermiyorsa ya da muhatap kendisine verilen ödülü çok istemiyor hatta onun ödül değeri olmadığını düşünüyorsa olumlu bir tesiri olmaz. Ya da kendisinin rahatlıkla elde edebileceği bir şeyin ödül olarak verilmesi eğitim/terbiye açısından bir anlam taşımaz.

-Bilhassa 0-6 yaş arası şuur altının şekillendiği ilk dönemlerde ödül ve hediyelerin daha çok manevi ödüllerden seçilmesi daha isabetlidir. Çocukla birlikte oyun oynamak, sarılmak ve kucaklamak, sırtında taşımak, oyun parkına ya da hayvanat bahçesine götürmek, oyun hamurları ve boyama kitapları satın almak, kitap okumak, beraber resim yapmak, bebek ve çocuk şarkıları dinlemek, beraber filim seyretmek vs. gibi.

-6-12 yaş arasında ödüllendirmede, daha çok muhatabın kabiliyetlerini önceleyen bir programa göre hareket edilmeli; ona göre sosyal ve spor aktiviteleri yapılmalıdır. Buna göre mesela bisiklet almak ve hatta birlikte sürüşler düzenlemek, kabiliyet ve meyillerine göre bir spor dalına yönlendirmek/kursuna yazdırmak, yemeğe ya da pikniğe götürmek, yemek/pasta ve kek tarzı şeyler yapmak, birlikte geziye çıkmak, kamp düzenlemek vs. bu etkinliklerden bazıları olabilir.

-Ergenlik döneminde ise kendisine artık daha çok güvenildiğini gösteren ve sorumluluk taşımasına müsaade edilen ödüller daha faydalı olur. Bu çerçevede mesela odasını kendisinin yeniden düzenlemesine izin vermek, arkadaşlarıyla evde kutlama yapmasına imkân hazırlamak, onlarla geziye katılmasına müsaade etmek, öğretmenlerin ya da rehberlerinin öncülüğünde düzenlenen bir yaz kampına ya da gezilere göndermek, evde birlikte vakit geçirmek istediği bir arkadaşını davet etmesine izin vermek gibi ödüller, bu yaşta daha etkili ve isabetli mükafatlardır. Bunlara çocuğun/gencin yaşına ve ailenin maddî-manevî imkanlarına göre farklı ilaveler yapılabilir.

-Ödül için iş yapar hale getirilen çocuklarda bu yöntem ile sonuç almak mümkün değildir. Zira doğru ve güzel yaptığı bir işin ya da bir davranışın her defasında ödüllendirildiğini gören çocuk bunu artık ahlakî ya da iyi olduğu için yapmaz anne-babasını memnun edip ödülü kazanmak için yapar. Ödül üzerine hayatını kuran çocuk kendisine mükafat verecek kimse bulunmadığında kazanmış olduğu güzel davranışı ise çoğu zaman terk eder. Bu durumda çocuğun iyilik heyecanı tamamen söner. Zira çocuk bu davranışların kendisine kazandıracağı maddi manevi güzelliklerin/değerlerin farkında değildir. Bunun için ödüllendirmede koşullandırma değil farkındalık oluşturma dikkat edilmesi gerekli en önemli ilke olmalıdır.

-Talim ve terbiyede, ödüllendirmenin teşvik edici ve pekiştirici özelliğinden mutlaka istifade edilmeli ancak arzu edilen davranış değişiklerinin tek başına bu yöntemle gerçekleşmeyeceği de iyi bilinmelidir. Zira sadece ödülün motivasyon özelliği muhatabta yeterli isteği uyarmaya yetmez, iradesini tam olarak kullanmasını temin etmez. Değişim ve dönüşüm isteği ya da disiplinli olma ve yaşama kararı çocuğun/gencin kendi içinden gelmesi de önemlidir.

Yazar: Dr. Selim Koç

Dipnot:

  1. Bkz. Tirmizî, Menâkıb 3 (3616); Dârimî, Mukaddime 8 (48)
  2. İbn-i Hacer, el-İsâbe, s. 1679 (10000); Tirmizî, Menâkıb 9 (3629)
  3. Buharî, Vudu’ 10 (143); Müslim, Fedâil 30/138 (2477) ‘ve ona Kur’ân’ın tevilini/tefsirini öğret!’ diyerek dua etti ve yaptığımı takdir buyurdu.” (Müsned, (2397); İbn Kesîr, el-Bidaye ve’n-Nihaye, VIII/299; Bu konuda daha geniş bilgi için sitemizdeki “Yakınlığını Duyur” adlı makalemize müracaat edilebilir.
  4. Buhârî, Rikâk 51 (6570)
  5. Tirmizî, Zekât, 30 (666)
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.