Browsing category

Ensar

Hz. Ebû Dücâne: Kurtuluşu İnsanî Değerlerde Arayan Sahabî

Hz. Ebû Dücâne (radıyallahu anh), Medineli ilk Müslümanlardandı. Hicretin beşinci ayında Hz. Enes İbn-i Malik’in evinde gerçekleştirilen muahatta Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), onunla Hz. Utbe İbn-i Gazvân’ı kardeş ilan etmişti. Mali durumu çok iyi olmamasına rağmen Ebû Dücâne, kardeşleştirmeden üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek için varını yoğunu ortaya koymuş ve Ensar olmanın hakkını […]

Kâbe’yi Kıble Edinen İlk Sahabî: Bera İbn-i Ma’rûr

Takvimler, Risalet’in 13. yılı Zilhicce ayının 12’sini gösteriyordu. Hac mevsimiydi. Allah Resûlü’nün Yesrib’den beklediği özel misafirleri vardı. Hz. Mus’ab İbn-i Umeyr gayretlerinin semeresini almış ve 75 Medineli Müslümanı, Mina’da Allah Resûlü’yle buluşturmak için yola çıkmıştı. Büyük çoğunluğu Rahmet Peygamberi ile ilk defa görüşecek ve O’nu (aleyhissalâtu vesselâm), Medine’ye davet edeceklerdi. Gelenler arasında Hazrec’in Selimeoğulları kolunun […]

Habîb-i Ekrem’in yârî, Ebâ Eyyûbi’l-Ensârî

‘Yetişmez mi bu şehrin halkına bu nimeti Bârî Habîb-i Ekrem’in yârî, Ebâ Eyyûbi’l-Ensârî’ Gönüller Sultanın’ın misafir olduğu bir gönle misafir olabilme iştiyakıyla bugün, bir nice Hak aşığı, gece-gündüz demeden, yakın-uzak bahanesine takılmadan ve kar-yağmur-çamur dinlemeden hemen her dem feyze koşuyor Eyüp açıklarında… Karanlığın koyuluğunda ışığa koşan kelebekler misali geceye sultanlık yapan daha başka gönüllerle senin huzurunda […]

Uhud’un ilk şehidi: Abdullah İbn-i Amr İbn-i Haram (ra)

Hicretin üçüncü yılı, Şevval’in on üçü. Perşembe akşamı. Medine’de bir heyecan var. Yarın Uhud’a çıkılacak. Her evde hazırlık yapılıyor cephe için. Her hanede farklı hikayeler yaşanıyor. Hanelerin duvarları birbirinden farklı konuşmalara şahit oluyor. Kimi, anne babasıyla vedalaşıyor kimi evlatlarıyla. Beyler, hanımlarıyla vedalaşırken, küçük kızlar, çocuklar, babalarının ayaklarına yapışmış ağlıyor: “Baba! Baba! Gitme ne olur!” Ne […]

Hz. Kâ’b İbn-i Mâlik: Doğruluğumla Kurtuldum!..

Bazı kimseler, hatalarını kabul etmeye bir türlü yanaşmazlar; ya atf-ı cürümlerde bulunur, başkalarını suçlarlar ya da zorlayıcı sebepler ve olmadık bahaneler sıralayarak işin içinden sıyrılmaya çalışırlar. Oysa, bir suç işlemek veya bir günaha girmek kötüdür, çirkindir; fakat, o suça veya günaha mazeret bulma istikametinde beyanda bulunmak daha kötü ve daha çirkindir. Hatanın hoşgörülmesi ya da […]